Yalnız değilsiniz anadolu haberler her daim yanınızda
DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Muhammet Baran Aslan / Edebiyatçı Yazar
Muhammet Baran Aslan / Edebiyatçı Yazar
Giriş Tarihi : 25-05-2021 03:56

YEDİ BUÇUK MİLYAR BİR SAYIDAN İBARET Mi?

Bir ev düşünün, yeşilin ve mavinin her tonuna malik bir ev. Ferah, temiz, güzel ve sıcak… Ve siz tüm sevdiklerinizde bu muhteşem evde yaşıyorsunuz. Eşyalarınız, hatıralarınız, çocukluğunuz ve hatta çocuklarınız yani geleceğiniz bu evde. Aslında bu evde hayatınızı sürdürebilmeniz için gereken her şey var. Ama siz daha fazlasını istiyorsunuz. Yeni ve sunî şeyler. Büyük bir hızla bu şiddetli isteklere doğru koşmaya başlıyorsunuz.

Zaman avuçlarınızda can çekişiyor. Günler bir bir ölüyor pencerelerinizde. Yavaş yavaş duvarların rengi soluyor. Sonra parkeler çatlamaya başlıyor. Kararıyor köşeler. Ama aldırmıyorsunuz. Daha fazlası için çabalıyorsunuz. Evin kapasitesinden fazlası için... 

Asıl mesele ise istediklerinizin aslında yaşamak için gerekmemesi. Ama batıyor hisleriniz derinize. Kendinize engel olamıyorsunuz. Ev iyiden iyiye yıpranmaya başlıyor. Gün geliyor yıkılıyor kolonlardan biri. Evin çökme riski var. Ama o kadar sağlam bir temele sahip ki umurunuzda olmuyor. Kapıyorsunuz o kapıyı. Kilitliyorsunuz bir güzel. Diğer odalarda yaşamaya devam edebilirsiniz nasıl olsa. Hayatın zigzagları  işlemeye devam ediyor. Çatı şiddetli yağmurlara dayanamıyor ve su akıtmaya başlıyor. Ama sizin kılınız bile kıpırdamıyor. Tadilat aklınızın ucundan bile geçmiyor. Nasıl olsa bu evi kendi elinizle yapmadınız.

Dayanır elbet diyip devam ediyorsunuz her türlü hoyratlığa. Yıllar geçtikçe evdeki her şeye daha çok bağlanıyorsunuz ama yinede hor kullanmaya devam ediyorsunuz. Aniden bir gürültü kopuyor.

O da ne, balkon çökmüş! Ama size bir zararı var mı? Elbette yok, balkonu da kullanmayı verirsiniz. Her gün başka bir yer yıkılmaya devam ediyor. Yaşadığınız mekânın gittikçe küçülüp, çirkinleştiğini hissediyorsunuz. Ama hiçbir şeyle ilgilenemeyecek kadar meşgulsünüz. Siz yiyip içip televizyonda onlarca adamın top peşinde koşuşunu veya birkaç kızın giyinip süslenişini izlerken ev harap hale geliyor. Merdivenler aşınıyor. Lavabolar yosun kaplıyor. Her tarafa grinin tonları hâkim olmaya başlıyor. Gün geliyor çatı gıcırdamaya başlıyor.

Bir şeyler yapmazsanız çatının çökmesi ve enkaz altında kalarak ölmeniz işten bile değil. Hem de tüm sevdiklerinizle tüm mazinizle birlikte… Şimdi karar verme zamanı her şeye göz yumup yıkılmayı mı bekleyeceksiniz yoksa kollarınızı sıvayıp bir şeyleri düzeltmeye mi çalışacaksınız?

Bugün milyarlarca insan el ele vermiş tüm gücümüzle dur durak bilmeden evimizi tahrip etmek için uğraşıyoruz. Evimizi, yani dünyamızı… Kuşlar gözlerimizin önünde döküyor tüylerini. Balıklar ölü vücutlarını suların insafına bırakıyor. Buzullar koca bir devin yıkılışını taklit ediyor. Resifler boyunlarımızda tasmalara, dişler ellerimizde kelepçelere, boynuzlar evlerimizde prangalara dönüşüyor. Kadınlarımız hayvanların kürklerini giyip, takma tırnaklar takıp ağızlarını kan renklerine bulayarak onlara benzemek için ellerinden gelen her şeyi yapıyor. Ve başarıyor! Hem de onlardan daha vahşi bir şekilde…

Düşünsenize insanlar gelmiş geçmiş en büyük yaratıklardan birini yani balinaları bile öldürebiliyorlar! Testerelerimiz ağaçlara düşmanlığını ilan etmiş durumda. Fabrikalarımız nehirler ve göller ile harp ediyor.

 Petrol adlı siyah bir sıvı, altın isimli sarı bir taş için yıkmadığımız yer kalmıyor.

Karınca misali boyumuzdan büyük şeyler inşa ediyoruz ama sürekli tepemize yıkılıyorlar. Sırf daha kalabalık ve güçlüyüz diye başka memleketlerin insanları üzerinde hak talep ediyoruz. Bununla da kalmıyor kendi elimizle putlar yapıyor ve o putlara tapıyoruz. Evet, evet 21. asırda… Putlarımız helvadan değil belki acıkınca yiyemiyoruz. Ama ceplerimizde taşıyabiliyor ve istediğimiz zaman harcayabiliyoruz.

Sonra kendimize liderler seçiyoruz. Bile bile herkese yalan söylüyor ve buna siyaset diyoruz. Burunlarımız uzayıp dünyanın çevresini yedi kere dönse de umurumuzda değil. Zira rüşvet, torpil ve yolsuzluk ile rahatça yaşıyoruz. Baksanıza yediklerimiz önümüzde bir davul oluşturmuş. Yemediklerimiz ise arkamızdan ağlıyor. Aynı dünyada obezite ile açlık nasıl olabilir? Hiç düşünmüyoruz. Nasıl olsa Afrika var. Gümüş dere durmaz akar, sömürelim arkadaşlar!

Okuyor ve okutuyoruz mektep görünümlü hapishanelerimizde. Böbrek çalan tabipler, yalan söyleyen avukatlar, zulmeden muallimler yetiştiriyoruz. Robotlaştırıyoruz çocuklarımızı alkışlarla… Onlardan çocukluklarını, gençliklerini, paralarını, takatlerini, zihinlerini çalıyoruz. Yetmiyor canlarını istiyoruz.

Bitmiyor! Komüznizm, sosyalizm, darwinizm, ateizm, deizm, satanizm, kapitalizm, nasyonalizm gibi deli gömlekleri giydiriyoruz kardeşlerimize ve olmayacak hayallerin peşine salıyoruz koyun sürülerimizi. Zira çobanlar but yedikten sonra üç beş koyunun lafı olmuyor.

Sonra dev markalar kuruyoruz. Yeni ihtiyaçlar icat ediyoruz. Mesela sigara, alkol, fast food… Alışveriş veya teknoloji bağımlıları üretiyoruz. Ceplerimiz doluyor. Bir süre sonra bazılarına bunlar da yetmiyor ve sonu altın vuruşa giden bir yolu takip etmeye başlıyorlar. Sonra pankartlar açıyoruz. Kurtulun bu illetlerden diyoruz. Neden çünkü ceplerimiz boşaldı ilaç satmamız lazım. Peki, ilaçlarımız işe yarıyor mu? Tabiî ki hayır. Hastalık geçerse müşterilerimizi kaybederiz. Sadece yavaşlatalım yeter.

Milyonlarca suç işliyoruz.

Günah kuyularına batıp çıkıyoruz. Ayıp olan her şeyi yapıyoruz. Güneşin ziyaları kadar apaçık bir son bizi bekliyor. Dünyanın yok oluşunu görüyoruz. Ama kendi gözlerimizle gördüğümüze inanmıyoruz. İnanan insanlar çıkınca sıkıyoruz kursaklarını. ‘Sen nasıl inanırsın hadsiz!’

Her şey gözümüzün önünde oluyor.

Gözyaşları, kanlar oluk oluk akıyor. Kuraklıklar, yokluklar, istilalar, işgaller, salgınlar, harpler ardı ardına yaşanıyor. Maddi- manevi topyekün bir yıkım içindeyiz. Ve bugün inanmadığımız o sonu kabullenmeye mecbur kalıyoruz. Ama hiç bir şey yapmıyoruz. Aynı vurdumduymazlık aynı nefsanîlik ve aynı cehalet devam ediyor. Bana söyler misiniz dünyadan umudunu kesen, uzayı dahi kirleten ve başka gezegenlere göz dikip koloniler kurmaya çalışan insanoğlu neden değişmek için çaba göstermiyor?

Bugün bize inanan insanlar lazım. İnanan ve pes etmeyen insanlar... Sadece kendisini değil başkalarını da düşünüp elini taşın altına koyan nesiller lazım. Yoksa yedi buçuk milyar sadece bir sayıdan ibaret kalır…

MUHAMMET BARAN ASLAN

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  • Süper LigOP
  • 1Trabzonspor1024
  • 2Hatayspor1020
  • 3Beşiktaş1020
  • 4Alanyaspor1020
  • 5Fenerbahçe1019
  • 6Fatih Karagümrük1018
  • 7Konyaspor1017
  • 8Galatasaray1017
  • 9Altay1015
  • 10Adana Demirspor1013
  • 11Başakşehir FK1012
  • 12Gaziantep FK1012
  • 13Yeni Malatyaspor1012
  • 14Sivasspor1011
  • 15Kayserispor1011
  • 16Giresunspor109
  • 17Antalyaspor109
  • 18Göztepe108
  • 19Kasımpaşa106
  • 20Çaykur Rizespor104
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
ANKET OYLAMA TÜMÜ
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA
Son Dakika Gelişmeler Ulusal Habercilik Yayın Akışı