Eskilerden
(Salih Darıcı'ya...)

Kimseler kalmadı eskilerden, ağabey!
Fırat’ın öz evlatlarından geriye ne kaldı ki?
Su kuşları çoktan terk etti buraları,
Bağ bozumlarının o tatlı heyecanı yok artık.
Ne gecenin huzuru, ne gündüzün ışığı,
Ne yağmurun bereketi, ne karın dinginliği…
Bugün, yarın... dirilir mi eski hatıralar?
Yükselir mi fıstıklar yeniden göğe?
Dalgalanır mı kalede eski letafetiyle sancak?

Toprak sanki kanla sulanacak,
Yer ve gök kıyameti bekler gibi.
Yürekleri yıkılmış insanlarım...
Yollar kavruk, yollar tuzak dolu.
Zelzeleler kazandı ya memleketimde,
Gayrı hüzün yağıyor artık üstümüze, ağabey.

Kimseler kalmadı eskilerden.
Ne Hacı Verdi, ne o beyler, ağalar...
Yazgısına yandığım memleketim,
Sen bu hazin günlere mi kaldın şimdi?
Gelinlik çağındaki kızlar bile
Kumrular gibi ağlar olmuş artık.

Hani sazlıklar vardı nehri kucaklayan,
Hani gözleri çil çil parlayan çocuklar vardı.
Bilye oynanan sokaklar, taze ekmek kokuları,
Ve ağzı dualı teyzelerin bereketli sofraları...
Bir fotoğraf karesine sığan o gülüşlerimiz nerede?
Bilmiyorum, ağabey... Şimdi nerdeler?

Omuzlarımda bilmediğim sancıların ağırlığı,
Söğütlükte sis, içimde bir duman...
Yaşadıklarımız bir yalandan ibaret sanki.
Kandil simitlerinin olmadığı,
Ceplerini doldurmanın derdinde kasırga yürekli insanların devri...

Her neyse işte...
Demem o ki, ağabey,
Eskilerden pek bir şey kalmadı.
Şimdi suya yazı yazmanın derdindeyiz.

Muhammet Baran ASLAN (Baranî)