Hayat, insanı bilinmez yolculuklara sürükleyen bir nehir gibi akıp gider. Kimi zaman coşkun, kimi zaman durgun ama her daim bir yere varmak üzere çağlayan bir nehir... İnsan, kendini bu akışın içinde nerede ve nasıl konumlandıracağını bilmekte zorlanır. Kimi zaman bir savaşçı gibi mücadele eder, kimi zaman ise sadece sürüklenir. İşte bu şiir, bireyin kendi iç hesaplaşmasını, geçmişle yüzleşmesini ve hayatın bilinmez yönlerine dair duyduğu derin sancıyı anlatıyor.

Baranî mahlasını kullanan Muhammet Baran Aslan, "Nereden Nereye" adlı şiirinde, içsel çatışmaların izini sürerken, bireysel kaygılar ile toplumsal hafızanın iç içe geçtiği bir sorgulama sunuyor. Şair, varoluşsal sancılarla birlikte, zamanın içinde savrulan insanın, kendine ve geçmişine karşı sorumluluğunu da dile getiriyor. Bu şiir, bir iç muhasebe olduğu kadar, insanlığın ortak kaderine de bir ağıt niteliğinde...


NEREDEN NEREYE

Neden sürtmüyor yerlere burnum?
Nasıl yiyip içebiliyorum hâlâ?
Nasıl vereceğim hesabını sevdamın?
Nerede sarılacağım ölüm döşeğime Allah'ım?

Cevabını bulamadığım suallerin,
Ve kırmakla mükellef olduğum heykellerin
Kıvrımlarında kaynıyor aklım.

Yapamadım, beceremedim, başaramadım!
Yazamadım işte göğsümün sancısını,
Olanca şiddeti ve sonsuz enginliğiyle...
Dupduru sularda boğulmak benimkisi,
Güneşe göz kapamak gibi bir şey.
Kana susamış orduların mavzerleri patlıyor zihnimde,
Kimin umurunda ki karın ağrım!
Kimin umurunda ki yazgım?..

Can sıkıntısı değil ki bu, söküp atasın.
Atalarımın fikir sancılarının gölgeleri değmiş,
Ve damgalamış ya derimi...
Derimi soymam gerek evvel,
Yanman gerek yananlarla beraber.
İçmem gerek zehirlerini bu yolların.

Parmak uçları körelmiş bir hâkkâk gibi,
Kendi mührümü oymaya çalışırken ellerimle,
Nereden nereye düştüm birader, böyle?
Neredeeeeeeeennnn nereyeeee...