1999–2008 ARASI KADEMELİ EMEKLİLİK
Bazen bir ülkenin en büyük sınavı ekonomide değil, vicdanda verilir.
Bugün o sınavlardan birini yaşıyoruz.
1999 ile 2008 arasında sigorta girişi olan milyonlarca insan…
Yıllarca çalışmış, üretmiş, vergi vermiş, bu ülkenin yükünü sırtlamış insanlar…
Şimdi bir köşede bekliyor.
Ve soruyor:
“Biz neyi eksik yaptık?”
Bir tarafta, 8 Eylül 1999 öncesi sigortalı olduğu için emekliliğe kavuşanlar var.
Diğer tarafta ise sadece birkaç gün, birkaç ay geç kaldığı için
17–20 yıl daha beklemeye mahkûm edilen bir kitle…
Aynı iş yerinde, aynı makinenin başında, aynı terle çalışan iki insan düşünün.
Biri emekli olmuş, diğeri hâlâ mesaiye devam ediyor.
Aradaki fark ne?
Ne daha çok çalışmak… ne daha az emek…
Sadece bir tarih.
İşte mesele tam da burada başlıyor.
Bu artık teknik bir konu değil.
Bu, doğrudan doğruya adalet meselesidir.
Çünkü bir insan 7000 gün primini doldurmuşsa,
yıllarını vermişse, gençliğini o işte bırakmışsa…
O insana “Biraz daha bekle” demek
sadece bir karar değil, bir vicdan tartısıdır.
Devlet dediğin, sadece kanun koyan değildir.
Devlet dediğin, gerektiğinde o kanunun doğurduğu mağduriyeti de görendir.
Çünkü devlet büyüktür…
Ve büyük olan, adaletle büyür.
Bugün bu ülkenin dört bir yanında aynı beklenti yankılanıyor:
Kademeli emeklilik…
Kimse kolaylık istemiyor.
Kimse ayrıcalık peşinde değil.
İstenen şey çok net:
Primini dolduranın hakkının teslim edilmesi.
Yaş şartının, insan hayatını yok saymayacak bir seviyeye çekilmesi.
Çünkü bu insanlar sadaka istemiyor.
Haklarını istiyor.
Buradan açıkça sesleniyoruz…
Bu mesele artık ertelenemez.
Değerli milletvekillerimiz,
Bu ses sadece bir grubun değil, milyonların sesi.
Görmezden gelmek çözüm değil.
Ve özellikle…
Sayın Recep Tayyip Erdoğan
Bu mesele, milletin içinden gelen bir çağrıdır.
Bu çağrı, bir beklenti değil;
bir adalet talebidir.
Son söz mü?
Bu insanlar tembel değil.
Bu insanlar yük değil.
Bu insanlar bu ülkenin görünmeyen kahramanlarıdır.
Şimdi sıra devlette:
Emeğin karşılığını vermek…
Adaleti sağlamak…
Çünkü gün gelir…
Takvimler değil,
vicdanlar karar verir.