Zamanın Ters Yüzü: Gün Gelir Her Şey Yer Değiştirir
Belki de hayatın en büyük gerçeği şudur:
Hiç kimse bulunduğu yerde sonsuza kadar kalmaz.
Güçlüler zayıflar, zayıflar güçlenir.
Alkışlananlar unutulur, unutulanlar bir gün hatırlanır.
Çünkü zaman, dünyanın en büyük hakemidir.
Ve o hakem, gün gelir herkese aynı soruyu sorar:
“Gücün varken nasıl bir insandı
Asırlar önce yaşamış büyük bilge ve şair Ömer Hayyam, insanlık tarihinin en acı gerçeklerinden birini birkaç satırda özetlemişti:
Dünya bazen tersine döner.
Bugün çevremize baktığımızda onun sözlerinin yalnızca bir şiir değil, adeta bir zaman kehaneti olduğunu görürüz.
Gün gelir…
Hırsızlar zengin olur.
Emeğin alın teri değil, kurnazlığın gölgesi büyür.
Bir zamanlar utanılacak davranışlar, yeni çağın başarı hikâyeleri gibi anlatılır.
Gün gelir…
Sadakat küçümsenir, gösteriş alkışlanır.
Karakterin yerini imaj alır.
Gerçek insanların sesi kısılırken, boş sözlerin yankısı meydanları doldurur.
Bir de bakarsınız…
Bilmeden konuşanlar en çok konuşanlar olur.
Okumayanlar en çok fikir verenler olur.
Üretmeyenler en çok hüküm dağıtanlar olur.
Bugün içinde yaşadığımız çağın en büyük çelişkisi belki de budur:
Bilgi çağında cehaletin cesareti büyümüştür.
Sosyal medyanın gürültülü meydanlarında herkes bir hatip, herkes bir bilge, herkes bir yargıç kesilmiştir.
Ama hakikat çoğu zaman kalabalığın değil, sessizliğin içinde saklanır.
Gün gelir…
Gerçeği söyleyen yalnız kalır.
Yalan söyleyen kalabalık olur.
Ama tarih bize başka bir gerçeği daha öğretir.
Dünya yalnızca yükselişlerin değil, dönüşlerin de sahnesidir.
Bir zamanlar gücüne güvenenler, gün gelir adalet arar.
Başkalarının kalbini kıranlar, gün gelir merhamet dilenir.
Kendini yenilmez sananlar, bir gün hayatın satranç tahtasında mat olur.
Çünkü hayat büyük bir satrançtır.
Bugün “piyon” diye küçümsenen bir insan, yarın oyunun kaderini değiştiren hamle olabilir.
Bugün kendini “şah” zannedenler ise bir gün tek hamlede devrilebilir.
Bu yüzden bilge insanların en çok söylediği cümle şudur:
Hiçbir şey sonsuza kadar sürmez.
Güzellik solabilir.
Zenginlik kaybolabilir.
Güç zayıflayabilir.
Bugün zirvede olan yarın unutulabilir.
Ama insanın karakteri…
İşte o, zamana karşı ayakta kalan tek şeydir.
Dünya defalarca değişti.
Krallar gitti, imparatorluklar yıkıldı, ideolojiler çöktü.
Fakat insanın en eski hastalığı hiç değişmedi:
Nankörlük.
İnsan çoğu zaman kendisini yaratan kudrete bile şükretmezken, başka insanlara sadakat göstermesi zaten nadir bir mucizedir.
Bu yüzden bazen en doğru tavır, hayatın gürültüsü içinde biraz geri çekilip sadece izlemektir.
Çünkü hayatın ilginç bir huyu vardır.
Siz çözmeye çalışırken karmaşıklaşır.
Ama siz bakmazken çoğu mesele kendi kendine çözülür.
Mevsimler gibi…
Bahar gelir.
Ardından yaz.
Sonra sararan yapraklar ve uzun kış geceleri.
Gün biter gece olur.
Söz biter sükût olur.
İnsan da öyledir.
Bir zamanlar vazgeçilmez sandığı hayaller kaybolur.
Uğruna kavga ettiği şeyler anlamsızlaşır.
Büyük görünen meseleler küçülür.
Ve insan bir gün şunu fark eder:
Hayat sandığımız kadar büyük değildir.
Ama sandığımızdan çok daha kısa olabilir.
O yüzden belki de en büyük bilgelik şudur:
Kibre değil tevazuya sarılmak.
Güce değil adalete güvenmek.
Kalabalığa değil vicdana kulak vermek.
Çünkü gün gelir…
Hayatın sayfaları kapanır.
Konuşanlar susar.
Koşanlar durur.
Ve insanın geriye yalnızca yaptığı iyilikler kalır.
Gün gelir…
Hayat biter.
Ama insanın bıraktığı iz, bazen bir sözde, bazen bir hatırada, bazen de bir vicdanda yaşamaya devam eder.
İşte o yüzden bu dünyada en büyük mesele şudur:
Nasıl yaşadığımız.