Sabahın ilk ışıkları mutfağa süzülüyordu.
Çayın buharı, camın üzerinde ince bir perde bırakmıştı.

Kadın her zamanki gibi pencereye geldi.
Yeni taşındıkları ev… henüz alışamadığı bir hayat.

Perdeyi araladı.

Karşı apartmanın balkonunda bir kadın vardı.
Sessizce çamaşır asıyordu.
Beyaz bir gömlek… küçük bir çocuk kıyafeti… bir havlu…

Bizimki bir süre izledi.

Sonra başını hafif yana eğdi.

“Temiz değil…” dedi.
“Yıkamayı bilmiyor.”

Adam masadaydı.
Bir şey demedi.

Ertesi sabah…

Yine aynı sahne.
Aynı pencere.
Aynı kadın.

“Gerçekten özensiz…” dedi bu kez.
Sesinde daha fazla eminlik vardı.

Adam yine sustu.

Günler geçti.

Kadının bakışı değişti.
Artık sadece görmüyordu…
yargılıyordu.

Her sabah aynı hüküm:

“Kirli.”
“Dikkatsiz.”
“Beceriksiz.”

Adamın sessizliği uzadı.

Sanki bir şeyin fark edilmesini bekler gibi.

Bir sabah…

Kadın yine pencereye geldi.
Ama bu kez adımı yavaştı.

Durdu.

Uzun uzun baktı.

Elini cama götürdü.
Parmağıyla bir çizgi çekti.

İnce, gri bir iz.

Bir an durdu.

Ama gözünü dışarıdan ayırmadı.

Çamaşırlar yine ipteydi.
Güneş aynıydı.
Rüzgâr aynıydı.

Ama bu kez sesi değişti:

“Bugün… temiz.”

Şaşkındı.

“Demek ki öğrenmiş…”

Adam başını kaldırdı.
Bu kez konuştu.

“Ben bu sabah erken kalktım,” dedi.

Kısa bir sessizlik.

“Camı sildim.”…

Kadın tekrar dışarı baktı.

Aynı balkon.
Aynı çamaşırlar.

Ama artık başka bir şey görüyordu.

Çünkü bazen değişen hayat değildir.
Sadece aradaki şey kalkar.

Ve insan…
o an kendisiyle karşılaşır.

Bugün herkes bir pencerenin arkasından bakıyor.

Ekranlardan.
Telefonlardan.
Kendi öfkelerinden.

Bakıyor…
yorumluyor…
hüküm veriyor.

Hiç tanımadığı insanlara.
Hiç bilmediği hayatlara.

Çok kolay.

Çünkü başkasını yargılamak,
kendine bakmaktan daha rahat.

Ama gerçek hep aynı yerde durur:

Sen neysen, dünyayı öyle görürsün.

İçin bulanıksa… hayat da bulanık.
Zihnin kirliyse… herkes kirli.

Ve en tehlikelisi şu:

İnsan buna alışır.

Kendi camını fark etmez.
Onu gerçek sanır.

Sonra da hayatı suçlar.

Oysa mesele çoğu zaman dışarıda değildir.

Hiç olmamıştır.

Başkasına bakmadan önce bir dur.

Çünkü belki de sorun çamaşırda değil…

senin baktığın yerdedir.

Camın Ardındaki Gerçek aslında sana aittir.
Bazen hayat değişmez, sadece biz farklı görürüz. İç dünyamız, baktığımız her şeye kendi rengini verir. Bu yazı, küçük bir hikâyeden yola çıkarak büyük bir farkındalığı hatırlatır.

Aydınlık pencereler dileğiyle..

Salih Darıcı