Bugün yine aynı cümleyi duyduk…

Ama bu sefer Meclis kürsüsünden, açık ve net bir şekilde söylendi:
“Deprem değil, ihmal öldürüyor.”

Bu söz aslında yeni değil.

Ama acı olan şu ki…
Biz bu cümleyi her büyük felaketten sonra tekrar tekrar duyuyoruz.

Peki değişen ne?

Hiçbir şey…

Türkiye bir deprem ülkesi.

Bu bir gerçek.

Ama daha büyük bir gerçek var:
Biz hâlâ hazırlıklı bir ülke değiliz.

6 Şubat depremlerinde resmi verilere göre 50 binden fazla insan hayatını kaybetti,
100 binden fazla kişi yaralandı.

Bu sadece bir sayı değil…

Her biri bir hayat, bir aile, bir hikâye.

Ve sormadan geçemiyoruz:

Gerçekten hepsini deprem mi öldürdü?

Yıkılan binalar kader değil…

Denetlenmeyen yapılar,
görmezden gelinen riskler,
ertelenen önlemler…

İşte bunlar kader değil,
ihmaldir.

Bir deprem olduğunda herkes aynı şeyi söylüyor:
“Ders almalıyız.”

Ama o ders bir türlü alınmıyor.

Kağıt üzerinde kalan yönetmelikler…
Uygulanmayan denetimler…
Ve her seferinde enkaz altında kalan umutlar…

Bugün Meclis’te yapılan konuşma sadece bir eleştiri değil,
aynı zamanda bir uyarıdır.

Belki de son uyarı…

Çünkü mesele siyaset değil.

Mesele…
insan hayatı.

Artık şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor:

Deprem öldürmez.
İhmal öldürür.
Gecikme öldürür.
Umursamazlık öldürür.

Ve en acısı…

Biz bu gerçeği ancak kaybettikten sonra hatırlıyoruz.

Enkaz kaldırıldıktan sonra…
Gündem değiştikten sonra…
Acı biraz unutulduktan sonra…

Belki de artık sormamız gereken soru şu:

Bir sonraki depremde yine aynı cümleleri mi kuracağız?
Yoksa bu kez gerçekten bir şeyleri değiştirecek miyiz?

Çünkü bu ülkede insanlar,
ölmeyi değil…

yaşamayı hak ediyor.