Bir bilge şöyle diyordu: “Dünyaya iki gözle bak. Biri dışarıyı gözlerken, diğeri içini gözlesin.” Ne kadar doğru bir söz! Sürekli çevremize bakıyor, dünyayı yorumluyoruz ama kendi içimize ne kadar bakıyoruz? Hangi yokuşlardan yuvarlanıyoruz, hangi zirvelere tırmanıyoruz?
Bugün insanlık, gerçek bir karşılaşmanın, samimi bir buluşmanın uzağında. Taraf olmak kolay, sorgulamadan savunmak daha da kolay. Ama kendi tarafını seçip muhaliflerini şeytanlaştıran, kendi doğrusuna tapan bir insan ne kadar insan kalabilir?
Lokmân Sûresi 18. ayette şöyle buyuruluyor:
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez."
Bugün dünyada en yaygın hastalıklardan biri kibir. İnsan, kendini haklı görmek için başkalarını küçümser. Kendi görüşünü yüceltmek için karşıtını şeytanlaştırır. Oysa gerçek olgunluk, kendi eksikliklerini fark etmekle başlar.
Sorgulamadan Kabul Etmek, İnsanı Köreltir
Bir bilim konferansında iki uzman, esrarın yasaklanması üzerine tartışıyordu. Biri, “her ortamda yasaklanmalı” derken diğeri, “yasaklar ilgiyi artırır” diyordu. Her ikisi de güçlü argümanlar sundu. Jüri başkanı tartışma sonunda onlara şu talimatı verdi:
"Şimdi beş dakika boyunca tam tersini savunun."
İlk başta şaşırdılar ama sonra hararetle karşıt görüşü savunmaya başladılar. İşte bu, insanın ufkunu açan bir deneyimdi. Çünkü insan kendi doğrularını sorgulamadıkça körleşir. Kendi fikrini mutlak doğru sanan, hakikatin sadece kendinde olduğuna inanan, gerçekte düşünmüyor, sadece ezberliyor demektir.
Düşmanlaştırmak, İnsanlığı Öldürmektir
Bugün dünyada büyük bir kötülük var. Terör saldırıları, savaşlar, katliamlar… Çocuklar en vahşi yöntemlerle katlediliyor, mazlumların kanı akıyor. Ama biz ne yapıyoruz? Sadece izliyoruz! Tanıklığımız bize yalnızca utanç ve suçluluk olarak geri dönüyor. Her şahitlikte insanlığımız biraz daha azalıyor.
Kardeşim, selam yurdunun elçisi ol! Hayatın askere yazılmasına, dilin etrafta hain avlamaya durmasına, sana benzemeyenlerin insanlıktan çıkarılmasına karşı dur.
Bugün bir insana “sen bizdensin” veya “sen bizden değilsin” demek kadar kolay bir şey yok. Ama insanları sosyal kimliklere indirgemek, onların gerçekliğini yok saymaktır. O insanı kendi sözleriyle değil, bizim ona yakıştırdığımız etiketlerle tanımlamak ne kadar adildir? Onun hayatını, bizim kalıplarımıza uydurmaya çalışmak ne kadar insancadır?
Kendi Hayatının Şahidi Ol
Herkes başkalarını değiştirmek istiyor ama kendisinin değişmesi gerektiği fikrine tahammül edemiyor. Oysa, gerçek değişim önce insanın kendisinde başlar.
Kendine dürüstçe sor: Hayatın gerçekten senin mi? Yoksa sana verilen replikleri mi tekrarlıyorsun? Gerçekten düşündüğün için mi bu fikirlere sahipsin, yoksa ait olduğun grubun parçası olmak için mi böyle konuşuyorsun?
Gerçek insani buluşma, karşımızdakine “olduğu gibi var olma hakkını” teslim etmekle mümkündür. Onu ya düşman ya da dost olarak görmek yerine, anlamaya çalışmakla mümkündür. Belki de en büyük ibadet, insana insan olduğu için değer vermektir.
Terry Eagleton şöyle der: “İnsaniyetten geriye kalan, yani yok olmakta direnen her ne ise, üstüne bir şey inşa edilebilecek olan da kesinlikle odur.”
Dünya bugün bir “Karanlık Çağ”a girmiş gibi görünüyor. O halde insanlıktan geri kalan her şeyi, kimlik kağıdı sormaksızın sahiplenelim. İnsanı aziz bilelim, hayatın tanığı olalım.
Ve diyelim ki:
"Yaşadım ben, kötülükle savaştım, şahit olsun buna insanlar!"
Çünkü insanlığını kaybeden, her şeyini kaybetmiştir.. Sevgiyle Kalın..
Salih Darıcı