Bazı günler vardır…
Takvimde bir tarih değildir sadece.

Bir hatırlatmadır.

Bir uyarıdır.

Ve bazen de bir yüzleşmedir.

20 Nisan…

Peygamber Efendimizin doğum haftası.

Ama durup düşünmek gerekir:

Biz neyi anıyoruz?

Bir doğumu mu…
yoksa unuttuğumuz bir ahlâkı mı?

Bugün herkes konuşuyor.
Herkes “ümmet” diyor.

Ama kimse şu soruyu sormuyor:

 Onun gibi yaşayabiliyor muyuz?

Çünkü mesele şu:

Onu sevmek kolaydır.
Ama onun gibi olmak zordur.

O…

Adaletti.
Merhametti.
Sabırdı.

Biz?

Öfkeyiz.
Aceleyiz.
Tahammülsüzlüğüz.

Bugün sokaklara bak…
Okullara bak…
Ailelere bak…

Bir çözülme var.

Bir kopuş var.

Ve en acısı:

Bu kopuşun farkında değiliz.

Herkes çocukları suçluyor.
Gençleri suçluyor.

Ama kimse aynaya bakmıyor.

Çünkü biz…

Onun öğrettiği sabrı unuttuk.
Onun gösterdiği merhameti kaybettik.
Onun kurduğu adaleti terk ettik.

Sonra da diyoruz ki:

“Bu toplum neden böyle oldu?”

Cevap açık:

Çünkü biz…

 Onu anıyoruz
ama yaşamıyoruz

 Adını söylüyoruz
ama yolunu bilmiyoruz

Bugün 20 Nisan.

Belki de ilk defa gerçekten sormamız gereken gün:

 Biz nerede koptuk?

Onu anmak yetmez.

Onu anlamak gerekir.

Çünkü bir toplum…

Peygamberinin ahlâkını kaybettiğinde
sadece değerlerini değil…

Geleceğini de kaybeder.